zm_ndd

Cuma

Dünden gelmek/ kurumuş bulaşıkları suya bırakıp bugünün işiymişcesine/ dünde kalsa bugün yıkanamasa- dünde kalmış bugün hangi suyla ıslatmalı ki yeniden kullanasın. Orda bıraktığındaysa vazgeçtin saymalar adeta. Kirli kalmaz dünde kalmaz orda kalmaz kalmasın suya bas kirleri yumuşasın sonra sansın ki acımasız zaman bugünün yaşanmışıydı o. Alsın katsın bugüne, bugünden yarına aktarsın.

Pazar

Zamanın geçişi tozlanmis bir blogun satırlarında belli etti kendini...

Cuma

büyüdükçe daha hızlı akıyor zaman. zaman değildi akan doğru ya, öyleyse büyüdükçe sen, daha hızlı koşmaya başlıyorsun zaman üzerinde. yer yer zaman sörfüne dönüşüyor yaşadığın bu kayış.. büyük bir dalgayla yükseklerde buluyorsun kendini ve bir bakıyorsun başka bir büyük dalganın içinde boğulmaya yüz tutmuşsun. ama hep devam ediyor bu kaymaca-yaşamaca-akmaca-sürmece...ama büyüyorsun işte. hislerin köreliyor. dalgaların içinde olmaktansa üstünde olmayı, sonuna kadar keyif almayı tercih eder hale geliyorsun. büyüyorsun. arasıra kafanı suya sokup azıcık beklemek bile işten gelmeye başlıyor sana. yetiyor hissetmek-hissettiğin sanrısına kapılmak için. oysa bitti işte büyüdün. zaman seniiçine almıyor, üstünde taşıyor sadece. yaşadım sanıyorsun.

Çarşamba


zamanla bir olunca belki de, dışına çıkıp bakamayınca; zamana karışınca yani, yani zamansız olamayınca.. belki bundan söylenemiyorsun zamana.

Etiketler:

Pazartesi

denize dönmek istiyorum




hissedebilmek için öncelikle sığılacak/sığınacak bir yerin olması gerekiyor. kendini bir yere oturtmamışken-yersizken-heryerde olabileceğini sanıyorken hiçbiryerdesin. hiçbiryerde olmanın hiçkimliğe-h/içliliğe çaldığı bir tepe.
hiçbiryerdeliğin sonuna yaklaştın.
bir yer seçip sığınacak ve ayak bastığın müddetçe senin olacak o yerden çıkacaksın yola. senin olan sen olduğun o yerden baktığında eseduran rüzgarlara, hissedebileceksin her notasını zamanın.
sonra o tepeden yuvarlanıp aşağılara
karışacaksın zamana.
döneceksin sulara.

Etiketler: , ,

Perşembe

saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insandır...*

"herkes bilir ki, eski hayatımız saat üzerine kurulmuştur. hatta sonraları muvakkit nuri efendi'den öğrendiğime göre avrupa saatçiliğinin en büyük müşterisi daima müslümanlar ve onlar içinde en dindarı olan memleketimiz halkı imiş. günde beş vakit namaz, ramazanlarda iftar, sahur, her türlü ibadet saatle idi. saat allah'ı bulmanın en sağlam çaresi idi ve bu sıfatla eskilerin hayatını idare ederdi.
adım başında muvakkithaneler vardı. en acele işi olanlar bile onların penceresi önünde durarak cebinden, servetlerine, yaşlarına, cüsselerine göre altın, gümüş, sadece savatlı, kordonlu, kordonsuz, kimi bir iğne yastığı, yahut kaplumbağa yavrusu kadar şişkin, kimi yassı ve küçük, saatlerini besmeleyle çıkarırlar, sayacağı zamanın kendileri ve çoluk çocukları için hayırlı olmasını dua ederek ayarlar, kurarlar, sonra kulaklarına götürerek sanki yakın ve uzak zaman için kendilerine verdiği müjdeleri dinlerlerdi. saat sesi bu yüzden onlar için şadırvanlarındaki su sesleri gibi hemen hemen iç alemin, büyük ve ebedi inançların sesiydi. onun, kendisine mahsus, hayatın her iki buudunda genişleyen hassaları vardı. bir taraftan bugününüzü ve vazifelerinizi tayin eder, öbür taraftan da peşinde koştuğunuz ebedi saadeti, onun lekesiz ve arızasız yollarını size açardı."*

"(nuri efendi) şurada burada tesadüf ettiği yaymacılardan bu cins bozuk saatleri satın alıp ötesini berisini değiştirerek tamir ettikten sonra fakir dostlarına hediye ederdi:"al bakayım şunu! hele bir zamanına sahip ol... ondan sonrasına allah kerimdir!.." sözü kendisine dert yananların -fakir olmak şartıyla- çoğuna cevabı idi. böylece nuri efendi'nin sayesinde zamanına tekrar sahip olan insan sanki darıldığı karısı ile daha kolay barışabilir, çocuğu daha çabuk iyileşirmiş, yahut hemen o gün borçlarından kurtulacakmış gibi sevinirdi. bunu yaparken iki türlü sevap işlediğine inandığı muhakkaktı. çünkü bir yandan yarı ölü bir saati diriltmiş oluyor, öbür yandan da bir insana yaşadığının şuurunu, zamanını hediye ediyordu."*

*a. hamdi tanpınar - saatleri ayarlama enstitüsü

Etiketler:

Salı

zaman orada öylece durur*

"Oysa zaman sessiz ve uysaldır, huzur ister, güneşin altında döşeğine uzanıp yatmak ister."*

*papalagi- E. Scheurmann

Etiketler: ,

Cuma

"işleniyorum dünyaya uçsuz bucaksız bir kumaşa işlenir gibi"*

zihninin duvarlarına, yakıştıramadığın tablolar asılı.. bir sergi salonunu gezer gibi geziyorsun zihninin duvarları boyunca.. benimsemediğin, kendinle bağdaştıramadığın sayısız resim var zihninde. bunları ben seçmiş olamam diyorsun, bana ait olamazlar; olmaları gereken yerden alıp buraya, bu duvarlara ben asmış olamam bunları.. hepsini söküp atmak istiyorsun. olmuyor, duvara adeta gömülmüş sımsıkı sabitlenmiş bu tabloları kaldıramıyorsun. en fazla oraya girmemeye çalışarak uzaklaştırmak mümkün oluyor kendinden, kendinle uyuşturamadığın o görüntüleri. girince hapsolup kalıyorsun sorulara acılara anlam arayışlarına...

*e. cansever

Etiketler: ,

Perşembe

dogville


bir tiyatro oyununun görsel 'gerçek'liğin yanında komik kaçan dekoruna rağmen insanı sarıp sarmalayan içsel gerçekliği ve samimiyeti var bu filmde. insan'ın durumlar-olaylar karşısında geçirebileceği hâlleri, düşebileceği dipleri, sergileyebileceği rezillikleri ve iyiliğin mutlak bir hâl olmadığını en iyi anlatan film sanırım. lars von trier'in en sevdiğim filmi oldu izleyeli uzun sayılabilecek bir süre olmasına rağmen; hele de insanın yüreğine -dehşeti pahasına- soğuk sular serpecek nitelikteki finaliyle, aklımdan çıkmayan dogville. ardından büyük bir iştahla izlemeye başladığım manderlay'ın bendeki etkisinin dogville'in yarattığı kadar geniş çaplı olmamasını neye bağlamak lazım bilemiyorum, ama nicole kidman'ın (sebebini irdelemesem de) ikinci filmde yer almamasının etkenlerden biri olduğunu düşünüyorum. sanırım dogville'in en büyük artılarından biri nicole kidman'dı.

Etiketler:

Çarşamba

the darjeeling limited


oyunculuk, renkler, müzik ve biraz da mizahla iyi kotarılmış bir tren yolculuğu filmi.. wes anderson'a dair beklentileri tatmin eder mi, şüpheli...

Etiketler:

kar'ayazı


bu dümdüzbiryazıdır

kar yağmaya başlamadan önce yakınıyordum hayattan:
-bu iş çok zor-
sonra kar yağmaya başladı
-yine de çok zor-
şehir ağırlaştı caddelerde, caddeler kayboldu çamurlu camların ardında.
kış'ın göğüne çıktım.
şehir kayboldu.
yaşamanın üstesinden gelemesem de hâlâ, kar düşüyordu -döne döne...

bir filmin içinden geçtim.

kar en güzel düşmektir ya döne döne
kelimelerle döndüm ben düşe düşe.

Etiketler: ,


içinde kâh yüzerek kâh debelenerek kâh rastlanması olası bir tahta parçasına tutunarak hayatta kalmaya çalıştığımız koca bir deniz sanki zaman. hiç bırakmamak gerekiyor, bıraktığında batıyorsun/boğuluyorsun/çekiyor en derinine seni - yokluğa belki...

Etiketler:

Pazartesi


karanlıkta içinizi görürsünüz en iyi - bir mumun yakın çevresinden başka.
sadece içinize bakabiliyorken de zaten dışarıdır herşey sizden.

Etiketler: ,

Cuma

bazenunutuyorumolaylarışarkılarıinsanlarıneyinedenyaptığımıbiyerenasıl
geldiğimivegittiğimigitmemgerektiğindeyüklediğimanlamlarıanlamların
karşılıklarınıacıtanlarıunutuyorumbazennasılbulandığımınasılkırıldığımı
kırdığımıbazenyaşadıklarımıbazenrüyadıklarımışarkılarıöyküleri
okuduklarımı.herzamanunutuyorumokuduklarımı.hissettiklerimiunutuyorum
dontmakeasoundgittimdöndümyinegideceğimyinedöneceğim
giderkendöneceğimiunutmuyorumhiçamabuyüzdenacıveriyorgitmek
dönmektenöncedontmakeasound

Etiketler: ,

hep bir engel var////////////////////////////ben dönmeyi sevmem//sevmem işte dönmeyi sevmem//ama hep bir engel var döndüren ve döndüren//döndük yine başımız döne döne ellerimizin arasında//hep bir engel var//engel her defasında koca bir direk dikilmiş yanıbaşımıza//düşmeyelim diye bağlandığımız//boynumuz bükülmesin kırılmasın diye sarıldığımız//engel işte lanet olası bir direk//bir yere kadar gidebilirsin//
sonrası dönmek

Etiketler:

Pazar

densizlik

damdan düşer gibi köşeye sıkıştırılmış yumruk yer gibi zamana dair söylenir gibi kendimden kendime serzenir gibi buradan oraya gizlenir gibi dışımı içime bastırır gibi herşeyi masada bırakır gibi sessizce duvara yaslanır gibi duvarda bir delik açılır gibi deliğe devrilip b-izsizlik gibi.

Etiketler:

Çarşamba

ileri geri ileri geri ileri geri ileri geri / kontrolü elinde olan zincirlerini -gayet de iradi bi şekilde- bi kez saldıktan sonra kontrolü yitirdiğin ve bu kontrolsüzlükle bulandığın, karnını kıpırdatan bir salıncak salınımı; akıyor gibi yapmasına rağmen bir nehir gibi boşalmayan zaman.


oysa dökülse, kendi içinde ileri geri ileri geri ileri geri etmese sormayacak kimse bana 30un farkını 20lerden. 30dan sonrası hep aynıymış öyle dedi bir arkadaş. 30dan sonra 40larla da aynısın, 50lerle de, aradaki ve diptekilerle de dedi.

hiiç farketmez bi sigara yak ordan bana ver.
film shik olsun, ha bi de çıkarken ışıkları kapat yeter.

mininot:fotoğraftakisalıngaçlaratigemvakfıparkındanulaşabilirsiniz.

Etiketler: , ,

Pazar

toki wo kakeru shôjo - zamanda sıçrayan kız



"zamanı geri çeviremezsin ama sen zamanda geri dönebilirsin."

Etiketler: ,

Pazartesi

tales from earthsea


ancak yerdenizseverlerin-okurların keyif alabileceği bir anime deme ihtimalimiz olsa da en çok yerdenizseverlerin nefret edeceği bir anime olmuş aynı zamanda gedo senki. ve bu hâliyle fazlasıyla ortada kalmış sahiplenilemeyen bir film ortaya çıkmış. hikâyeyi bilmeyenler zaten pek birşey anlamıyorlar eminim ki; filmdeki pek çok unsur-kavram havada kalıyor. yerdenizi yerdeniz yapan o dünyayı kuran hiçbir öge filmle izleyiciye verilemiyor. hikâyeyi bilenlerse filmin ve kitabın hikâyesi arasındaki uyumsuzluklara öyle bir yoğunlaşıyorlar ki bu muhasebeyi yapmaktan zaten zorlama da olsa alınacak keyfi alamıyorlar. tüm bunları bir yana bırakıp yerdenizen bağımsız düşünmenin de bir faydası yok yani. film bir de sıkıcı ki, hiç bitmesin dediğimiz hayao miyazaki'nin animelerinden eser yok. biran önce bitse sıkıntısıyla bekliyorsunuz sonun gelmesini. baba miyazaki'nin hikâyeleri karamsar da olsa karakterlerde mutlaka insanın içini aydınlatan bir yan, gülümseyen bir taraf mutlaka vardır, film boyunca içinizde bi canlılık bi heyecan eşlik eder size. oysa oğul miyazaki'de tam aksine işleyen bir süreç var. sıkıntının ve boğukluğun dozu gitgide artıyor. halbuki oğul miyazaki'nin de aynı performası göstereceğini, hatta çok daha iyi olacağını hayal ve umut ederek heyecanla oturmuştuk gedo senki'yi izlemeye. öte yandan yerdenizin anime ya da film olarak beyazperdeye aktarılması ümidimiz de tamamen ortadan kalkmış oldu. filmle ilgili çıkmazlardan birinin de koskoca 5 kitaplık öykünün tek bir filme bölük pörçük sıkıştırılmaya çalışılması olduğu da önemli diğer bir nokta. keşke bu şekilde sıkıştırmak ve hikayeyi de filmi de zora sokmak yerine 3-5 bölümlük bir anime serisi bir üçleme yapılsaydı. yine de umarım bu filmin başarısızlığı ursula k. leguin-goro miyazaki uyuşmazlığı olsun ve goro miyazaki'nin bundan sonraki animeleri bize babasının filmlerinin tadını aratmasın.

Etiketler:

why,why,why delilah

coffee and cigarettes'i anımsatan romance and cigarettes ismi başta cazip geldi tabii. ardından nitelendirmeleri arasında bir de 'müzikal' ibaresini gördüğümde filmi rafa kaldırdığımı belirtmem gerekiyor. bir hafta kadar sonra 'müzikal' kısmını unutup yine ismin çekiciliğine kapılınca izlemeye başladım. filmin giriş sahnesinden itibaren hissedilen coen kardeşler havası steve buscemi ne zaman sahneye çıkacak sorusunu sordurdu hemen bana ve diğer izleyenlere. eh yanılmadık kısa süre sonra steve buscemi de katılınca kadro tamamlandı. coenlerin yanında filme değer katan şey belki de en başta müzikal yanıydı ki bu başta beni filmden uzaklaştıran faktördü. (ardından müzikler ve dans sahneleri için filmi tekrar izledim açıkçası.) oyuncu kadrosunun ne kadar etkili olduğu da ayrı bir değerlendirme kriteri elbette. susan saradon ve james gandolfini, sonra christopher walken başta gelen isimler. bir de kate winslet var.
küfürbaz bir dile sahip olması ve cinsel değinilerin, göndermelerin bolca kullanılması da filmin dokunaklı ve sıkı duruşunu bozmamış. kişilerin olaylar esnasındaki zihinsel durumlarının da kamera kullanımındaki başarılı geçişler ve iyi kurgulamalarla oldukça başarılı ifade edildiğini düşünüyorum. ben filmi çok sevdim öyle ki bahsetmeden geçemedim. ve filmi izlediğim andan beri dilimde dolanıp duran, kişilerin hikâyeleriyle birebir uyumlu şarkıları...


bir de lonely is a man without love var tabii. every day i wake up then i start to break up diye nakaratlanan.
bir erkeğin yapabiliyor olması gereken iki şey var; romantik olmak ve geberene kadar sigara içmek diyor filmin sonlarına yakın nick murder: "romance and cigarettes."

Etiketler: ,

Perşembe

pekala ölebilirdik en anlamsız yerinde hayatın
elimizde fotoğraf makinaları aşka doğru bakarken
pekala dönebilirdik en anlamsız yerinden hayatın
cebimizde tren biletleri
sırtımızda terli bir gömlek
kurutucu bir yolculuğa hazırlanırken


[en anlamsız yerinde aşk durdu hayatın-anlamsızlığa anlam veren bir nesne-
kullandık ve kullandık- nesneye nesne bulduk-
habire!]

Etiketler:

Cumartesi

o kadar hızlı ki akış, zamanın en küçük birimini an'lar değil de gün'ler olarak algılıyorsun.

hiçbirşey olmamış gibi yazmak sahtekarlık sanki. daha demin onlarca cümleyi sildin aklında; nedir insanın kendi ifade konusundaki bu ısrarı diye sorarak kendine. çoook uzun süredir yaptığın gibi. şimdi bu soru sorulmamış gibi dümdüz devam edebilmek.. garip?

cevabı var tabii ki, biliyorum tüm cevapları ama doğru bir yere çıkarmayan göstergelerden ibaret bu cevaplar. oysa soru(n) ikna edilmeyi bekler -cevaplanıyorsa.

Etiketler:

Pazartesi

za'ma(n)sal

"ikinci yanıtı da güzel buldun demiş kral. gelelim son soruya: sonsuzluk kaç dakikadan oluşur?"
- "saygıdeğer kralım, uzak pomeranya ülkesinde yüce bir dağ vardır. bu dağ aslında muazzam bir elmas yığınından oluşur. o kadar büyüktür ki, bir atlı yedi günde dolaşabilir. bu yüce dağa her yüz yılda bir, ufacık bir kuş geliyor ve gagasını dağa sürterek biliyor. işte bu dağ, kuşun gagasının aşındırmasıyla tükendiği an, sonsuzluğun birinci dakikası da dolacaktır." demiş çoban.

Etiketler: